Bilgi mimarisi, “akıllı” bir kent için neden önemli?

İstanbul’un park sorunu herkesini malumu. Durum, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde ya da diğer şehirlerde de – şehir mimarisindeki kaostan kaynaklanmasa da sürücülerin davranışları nedeniyle – İstanbul’dan farklı değil.

Peki, kentlerdeki park sorununun nedeni ne ve bu problem nasıl çözülebilir? Daha açık sormak gerekirse, bu problem için küresel ve sürdürülebilir bir yaklaşım mevcut mu?


Bir şehirde yaşanan park yeri bulma problemi sadece sürücülerin ve yolcuların zamanlarını verimsiz harcamalarına neden olmuyor; bir sürücünün yaşadığı park problemi, – kelebek etkisiyle açıklanabilecek şekilde – diğer sürücüleri ve trafik yoğunluğunu da olumsuz şekilde etkiliyor. Üstelik bu, problemin sadece başlangıç noktası. Artan karbon emisyonu ise, görece basit bir problemin bir kenti yaşanmaz hale getirmekte ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.

En iyi bilgi grafiği örneklerinden biri kabul edilerek, başka şehirlerde yaşayan insanların bile duvarlarını süsleyen metro haritasıyla tanıdığımız, diğer bölgelerden gelen araçlar için ekstra ücretler talep eden, coğrafi yapısının uygunluğundan beslenerek “akıllı” bir bölgelendirmeye sahip olan Londra bile, park yeri bulma probleminin yoğun yaşandığı merkezlerden biri. Her biri farklı park kurallarına sahip 32 alt bölümden oluşan şehirde, hangi günlerde, hangi saatler arasında, kimlerin hangi park alanına park etmesine izin verildiği ve park ücretlerinin nasıl olduğu, ömrünü Londra’da geçiren bir vatandaş için bile bir muamma olabiliyor. Şehirde oluşan trafik yoğunluklarının %30’unun, bu kuralların herkes tarafından kolayca anlaşılamaması nedeniyle dönüp durarak park yeri arayan sürücülerden kaynaklandığı öne sürülüyor.

Londra’lı dijital tasarım stüdyosu Ustwo’dan Tim Smith, 16 farklı park izni, farklı park bölgeleri ve farklı park izin günleri ile 200’den fazla permütasyona varan ve karmaşık işaret tabelalarıyla anlatılmaya çalışılan bu yapının insanlar tarafından anlaşılmadığını ve bu şehrin adeta bir mayın tarlası olduğunu söylüyor.

Tim Smith’in bu konudaki fikirlerini paylaşmasının bir nedeni var: Ford, Ustwo ile bir araya gelerek ortaya çıkardığı GoPark uygulamasıyla, Londra’nın park yeri bulma problemine bir çözüm getirmeyi amaçlıyor. Hala beta test sürecinde olsa da GoPark’ın vaadi, bu karmakarışık park etme kurallarını faydalı bir algoritmayla rafine ediyor ve uygulamadaki harita üzerinde şu sorulara yanıt veriyor.

– Buraya park edebilir miyim?
– Eğer edebileceksem, ne kadar süreyle park edebilirim?
– Ve buraya park etmek neye mal olacak?

gopark1-copy-1024x502

Uygulama, akıllı telefonununuzun GPS özelliğinden ya da aracınızın teşhis (diagnostic) portuna takabileceğiniz küçük bir donanımla alabileceğiniz GPS verilerinden faydalanıyor. Yeşil ve kırmızı renkleri bu alana park edip edemeyeceğinizi gösteriyor. Eğer bu bölgeye park edebiliyorsanız, hangi saate kadar park edebileceğiniz bilgisini görüntüleyebiliyor, hatta park ücretinin ne kadar olacağına dair bilgi de alabiliyorsunuz.

Peki ya personalar?

GoPark park alanları ve kurallardan kaynaklanan kaosu görece daha düzenli bir yapıya dönüştürse de iş ne yazık ki burada bitmiyor. Ustwo, proje üzerinde çalışırken, her sürücünün park etme alışkanlıklarının ve motivasyonlarının birbirinden farklı olduğunu gözlemliyor. Sürücüler üzerinde yapılan bir araştırmayla, Londra’da yaşayan sürücülerin 4 farklı personaya ayrıştırıyorlar:

  • Özgüvenli sürücüler
  • Çekingen sürücüler
  • Proaktifler
  • Planlamacılar

Ustwo, sürücülerin bir kısmına “Evet, buraya park edebilirsiniz” demenin yeterli olmadığını ve bu kadar bilginin uygulamaya güven duymak için yeterli olmayabileceğini dikkate alarak, uygulamada yeni bir özelliği devreye almakta karar kılıyor: haftalık takvim. Bu sayede çekingen/planlamacı sürücüler, bulundukları alana park edebileceklerine ve yönlendirmenin doğru olduğuna ikna olabiliyorlar.

Geleceğin akıllı kentleri

Geleceğin kentlerinde sürücülerin ya da araçların ne kadar “akıllı” olacakları hala bir muamma olsa da, Ford’un bu yenilikçi yaklaşımı, şehir ve bölge planlamasından kaynaklanan problemleri bilgi mimarisi ve kullanıcı deneyimi tasarımı disiplinlerindan faydalanarak aşmayı vaat ediyor. Düzenli bir şehir bölgelendirmesine sahip olan Londra’yı ele aldığımızda bu mümkün gözükse de, başka şehirlerin yapılarını incelediğimizde derin bir iç geçirip umutsuzluğa kapılmamız da oldukça mümkün.

Bu hayallerin yaşadığımız yerde gerçekleşebilmesi için akıllı bir kente, akıllı bir kent için ise akıllı yöneticilere, akıllı bireylere ve akıllı şehir tasarımcılarına ihtiyacımız var. Bir de en az 50 yıla.

Sizce benzer bir uygulama İstanbul için geliştirilebilir mi?

İstanbul, akıllı bir kente dönüşebilir mi?


Adobe Creative Cloud aboneliklerinde öğrencilere ve öğretmenlere özel %60 indirim fırsatlarını kaçırmayın.

Bu makale, Wired web sitesindeki Ford Thinks a Simple App Can Cure the Headache of Parking makalesinden yararlanılarak oluşturulmuştur.

Bugün 0 makale daha okuyabilirsin. Sınırsız okumaya devam etmek için
Ücretsiz Kaydol

Bu içerik SHERPA Blog okurlarına özel.

Devamı ve daha fazlası için sadece okur girişi yapman yeterli.

Kullanıcı deneyimi (UX), tasarım ve teknoloji alanında bilgini pekiştir.

Kullanım koşullarını okudum ve kabul ediyorum.
Neden kaydolmalıyım?