E-Bülten listemize abone olun.

ABONE OL
Bora Yılmaz: “Kaybedecek zaman yok”

Bora Yılmaz: “Kaybedecek zaman yok”

İnsanların, kiminle röportaj yapacağıma nasıl karar verdiğimi merak ettiğini düşünüyorum. Emin olun, röportaj yapacağım ismi belirlerken kullandığım herhangi bir algoritma ya da başka bir “akıllı yöntem” yok. Çok iyi bir arkadaşım olan Enis Hulli ile başladım, ardından ise seçim esnasında duygularımın mantığımın önüne geçmesine izin verdim. Türkiye’de yaşıyorum, dolayısıyla bu yaklaşımımın buradaki kültürle oldukça örtüştüğünü düşünüyorum. Revo Capital’den biriyle konuşmak istiyordum ancak ne yazık ki oradan bir isimle tanışma fırsatım olmadı hiç. Ben de basit bir yöntem olarak Revo Capital’in web sitesini açtım ve inceledim. Bora Yılmaz’ın fotoğrafını gördüğümde konuşacağım kişinin kendisi olabileceğini düşündüm. Teklifime oldukça hızlı ve olumlu yanıt verince kendimizi Eataly’de bir masanın etrafında bulduk. Kimileri neden “Cenk Bayrakdar değil?” diye sorabilir. Eminim kendisiyle de yine oldukça derinlikli bir röportaj gerçekleştirirdik ancak bir şekilde Bora ile konuşma fikri bana daha hoş geldi (Cenk, hiçbir kötü niyet olmadığını belirtmek isterim).

Bora’nın şahane bir sicili var. O, işlerin üstesinden gelmeyi aklına koyarak ilerleyen türde biri. Sohbeti iyi, söylediklerini icra etme şekli ise çok daha tatmin edici. Arçelik tecrübesinden sonra Turkcell tecrübesi onun için oldukça önemli bir yere sahip. Türkiye’deki eğitim sistemi sağolsun, diş hekimi olmak isterken makine mühendisi oluyor. Sonuç olarak, diş çekmek yerine üretim merkezi işlerini yönetiyor. Turkcell için Ukrayna’ya gittikten sonra kendi işini kurmak için Turkcell’den ayrılıyor ancak birkaç yıl sonra bu işi noktalamak zorunda kalıyor. Bu başarısızlık Bora’ya göre — ki tamamen aynı fikirdeyim — muhteşem bir deneyim olduğu için aslında kendisi için bir hediye. Ardından, şans eseri tekrar Turkcell’de çalışmaya ve muhteşem işler yapmaya devam ediyor. Yazının girişinde de bahsettiğim Cenk, pek çok şekilde birlikte çalışma fırsatı buldukları için, bu hikayede önemli bir yere sahip. Çünkü Cenk Revo Capital’de çalışmaya başladığında Bora da onu takip ediyor. Bora, başarı ya da başarısızlıktan alması gerekeni alabilen biri olduğu için — ki gerçek deneyim budur — bu da bence akıllıca bir hareket. Türkiye’de başarısızlığı konuşmak pek hoş karşılanmadığı için, Bora’nın bunlardan bahsetmesi beni çok mutlu etti. Tüm bu tecrübe bugün onu ayakları yere basan gerçek bir profesyonel yapıyor ki bu, realite ile hayalin maalesef sık sık birbirine karıştırıldığı girişimcilik ekosisteminde tam olarak ihtiyacımız olan şey.

SHERPA Blog her hafta e-postanızda. Ücretsiz abone olmak için tıklayın.

2013 yılında kurulan Revo Capital bugün* itibarıyla, çoğu Türkiyeli yatırımcılardan gelen 66 milyon dolarlık bir yatırım fonu yönetiyor. Kendisini erken aşama (early stage) teknoloji fonu olarak konumlandıran Revo Capital, — 212Ltd, Earlybird ve Hummingbird’ün yanında — yatırım oranı 250 bin dolardan 9 milyon dolara ulaşan ilk risk sermayelerinden (venture capital) biri. Üç yılda ulaşılan sonuç, sıradaki birkaç yatırımla birlikte, 12 yatırım. İki yıl içinde, bir sonraki fona geçmeden önce, 23-24 yatırıma ulaşmayı hedefliyorlar. Takımın odağında, Türkiye bu konuda geride kalmış olmasına rağmen büyük bir potansiyel gördükleri, bulut tabanlı B2B (IaaS, SaaS), IoT ve “Commerce Enabler” girişimleri bulunuyor. Altyapı var ama uygulama kısmı eksik. Bora, iç pazarı geliştirirken aynı zamanda küresel pazara genişleyen girişimlere özellikle meraklı. Revo Capital’in e-ticaretle ilgilenmediğini duyduğuma sevindim ancak; tavsiye motorları, pazarlama otomasyonu, perakende teknolojileri veya finans teknolojileri gibi, e-ticarete değer katacak çözümler sunan girişimler arıyorlar. Bora ve Revo Capital için kilit nokta satışları görmek. Bora aktif olarak fırsatları araştırıyor ancak bunun yanında startup’lar kendileri de başvuruyor. Bora, kendisi de ölçümlenebilir sonuçlar üreten biri olarak, — halihazırda çok fazla olan — ürün geliştirmeden daha fazlasını görmek istiyor. Onun dikkatini çekmenin anahtarı, dışarı çıkmak ve ürün ya da servisi satmak.

Soru yatırım yapılabilir projelere geliyor: Bugünkü durumu nasıl görüyor? Yanıtı tahmin edebilirsiniz: Oldukça zayıf. Üniversitelerde AR-GE çalışmalarının devam ettiğini ve hakikaten çok iyi işler gördüğünü özellikle belirtiyor. Ancak eksik olan şeyin pazara çıkmak olduğunu ekliyor; “Bir takım kurun ve bunu gerçek dünyaya taşıyın”. Onun en çok anlaşma yönlendirdiğini zannettiğim, Türkiye’deki melek yatırımcı ağıyla ilgili fikirlerini öğrenmek istiyorum. İlk tepkisi gelişmekte olduğuyla ilgili ancak biraz daha derine indiğimde, melek yatırımcı ağının şimdiki işleyişinin onun için açıkça bir hayal kırıklığı olduğunu görüyorum. Aynı zamanda, kendi organizasyonlarının da yolda öğrenmekte olduğunu ifade etmek konusunda oldukça dürüst. Yine de 3 konuya değiniyor: İlki, ki bu yeni bir şey değil, bu kanalın oldukça boş olduğu. Melek yatırımcı ağındaki yatırımcılar oldukça muhafazakar ve riskten kaçınmak istiyor; öte yandan, henüz startup ekosistemine dahil olmayan ve hâlâ emlak ve üretim yatırımlarıyla meşgul olan zengin yatırımcıları ıskalıyoruz. İkincisi, Bora’ya göre kesinlikle bir süreç problemimiz var. Yatırımlara karar vermek 6 ayı buluyor. Bu çok uzun ve startup’ların üzerine çok fazla stres yükleyen bir süre. Bu oyunun adı risk. Özellikle diğer ülkelerle karşılaştırıldığında; riskin maliyetini düşük tutabilmek adına (fallout percentage) yatırımı birden çok startup’a dağıtmak en akılcı strateji. Üçüncü mesele ise iletişim ve tavır. Bora, melek yatırımcı ağı ile VC’ler arasında bir bilgi alışverişi eksikliği görüyor. Sadece birkaçı potansiyel startup’lar hakkında aktif olarak bilgi paylaşıyor. Bora’nın “Melek yatırımcılar VC gibi davranıp çok uzun süre oyunda kalıyor.” şeklinde ifade ettiği tespitini beğendim. İlginç şekilde ben de Türkiye’deki melek yatırımcıları, melek yatırımcı gibi davranan “seeder”lara (tohum yatırımcı) benzetiyorum. Bu tamamen bakış açısıyla ilgili ancak; her şeyden önce, bir iş olarak yeterince olgunlaşmamış olma problemidir. Türkiye bu işe sadece birkaç yıl önce girdi, bu nedenle biraz zaman verelim ve neler olacağını görelim.

Bora startup’larda aynı zamanda daha fazla profesyonellik görmek istiyor: “Sadece zaman kaybetmenize neden olan, fazlasıyla ürüne odaklanmış çok fazla ‘olmak isteyen’/taklitçi (wannabe) var. Ürün ya da servisi satmaktan çok, değerlemelerini savunmakla ilgilenen fırsatçılar”. Bora, zaman kaybetmek istemediği konusunda oldukça net. Oyuna işleri hallettirmek ve sonuçları görmek için giriyor; müşteri edinmek gibi. Bu, onunla memnuniyetle paylaştığım bir yaklaşım.

Bora apaçık, dolambaçsız biri. Onunla ilk kez karşılaşmış olmamıza rağmen oldukça açık bir şekilde fikirlerimizi paylaştığımız bir görüşme oldu bu. Tecrübesi, deneyimin bu ekosistemde kilit önem taşıdığını ve yeni projeleri değerlendirmede — ve hepsinden önce onlara yardım etmede — çok yardımcı olduğunu gösteriyor. İyi mentorluk, büyük bir şirkette 20 yılı aşkın tecrübe ve bir bedelle gelir. Elinizi taşın altına koymak bunu elde etmek için hâlâ en iyi yoldur.

Revo Capital için başarıyı, bir sonraki tura gitmek için yatırımcılara değer katan büyük ve başarılı bir fon oluşturmak olarak görüyor olması şaşırtıcı değil. Yaptığı şeyden oldukça keyif aldığı açık. Kişisel olarak, her günü bir hediye olarak görüyor ve “etki yaratmak” onun için en önemli itici güçlerden biri. Oldukça açık biri; bilgisini ve fikirlerini paylaşmayı seviyor. Hatta bunun için bir blog açmış ancak; zamanın, daha fazla içerik üretmek konusunda kendisinin karşısında olduğunu itiraf ediyor. Bora ile ilgili beni en çok etkileyen şey, yaptığı iş konusunda ayakları tamamen yere basan bir yaklaşıma sahip olması. İlerlemenin zor olduğu ve bundan çok şey öğrendiği bir noktada. Bu moralini bozmuyor, aksine şu anda olduğu kişi olmasını sağlıyor. Tanışmak ve sohbet etmek için harika biri. Türkiye’deki startup ekosisteminde tam olarak ihtiyacımız olan türden.

*Bu röportajın İngilizce orijinali 1 Kasım 2016’da yayınlanmıştır.

*Ana görsel: DigitalTalks