E-Bülten listemize abone olun.

ABONE OL
Kullanıcılar içeriğinizi ne zaman okur?

Kullanıcılar içeriğinizi ne zaman okur?

Bir web sitesindeki metin içerikler; sözcükler ve cümleler basit, verilen bilgi açık ve kolay anlaşılır olmadığı sürece kullanıcılar tarafından okunmaz.

Kullanıcı deneyiminin kalitesi, deneyimi biçimlendiren diğer alanlar gibi, içeriğin de kullanıcı tarafındaki maliyet-fayda analizinden sağ çıkmayı başarmasıyla yakından ilgilidir.

  • Maliyet: Bu web sitesinde aradığımı bulmaya çalışırken ne kadar sıkıntı çekeceğim?
  • Fayda: Aradığım şeyin ne kadarını bulabilirim? Bu içeriği okursam ne kazanacağım?
SHERPA Blog her hafta e-postanızda. Ücretsiz abone olmak için tıklayın.

Kullanıcılara fayda sağlamak önemli. Bunun yanında, içeriğin kullanımını zorlaştıran şeyler de ortadan kaldırılmalı, yani kullanıcıya maliyeti azaltılmalı. Nihayetinde bir içerik, dünyanın en iyi metin içeriği dahi olsa, eğer kullanıcılar tarafından okunmuyorsa boş yere üretilmiştir.

Çevrimiçi metinlerin okunması sunulan içeriğin kullanılabilirliği ile doğru orantılıdır. Bir içeriğin kullanılabilirliği ise 3 kategoride değerlendirilir: Okunaklılık, okunabilirlik ve anlama. Her bir kategoriyi ve nasıl ölçüldüğünü birlikte inceleyelim.

Okunaklılık (Legibility):

Okunaklılık, içerik kullanılabilirliği konusunda ilk seviyedeki değerlendirme kategorisidir. Kullanıcıların metin içeriklerdeki harfleri ve kelimeleri görmesi, tanıması ve fark etmesi durumudur. Okunaklılık, ağırlıklı olarak görsel tasarım, özellikle tipografi ile belirlenir.

Bir metnin okunaklılığı şu temel ilkelere bağlıdır:

1. Makul büyüklükte bir varsayılan yazıtipi boyutu tercih edin ve kullanıcıların yazıtipi boyutunu değiştirmesine izin verin: Küçük yazıtipi okunaklılığı zorlaştırır. Ayrıca söz konusu yazıtipi boyutu olduğunda “küçük” olanın kişiden kişiye değişkenlik gösterdiği unutulmamalı. Hele ki sunulan ürün ya da servis belli bir yaşın üstündeki bireylerin yoğunlukta olduğu bir kitleyi hedefliyorsa, görme keskinliğinin özellikle ilerleyen yaşlarda azaldığı düşünülerek kesinlikle büyük yazıtipi tercih edilmeli.

2. Yazı karakterleri ve arka plan arasında yüksek kontrast oluşturun: Yoğun ya da dokulu arka planlar, harf formlarındaki ince detayların fark edilmesini zorlaştırdığı için sade olanlar kullanılmalı.

3. Sade bir yazı tipi kullanın: Günümüzün yüksek çözünürlüklü ekranları sayesinde tırnaklı yazıtipi kullanımının da önü açık ancak tuhaf biçimli — örneğin; el yazısı veya gotik stil türevleri — yazıtipleri daha az okunabilir olduğu için tercih edilmemeli.

— Okunaklılık nasıl test edilir?

Buraya kadar bahsedilen 3 ilke ile birlikte temiz tipografi için diğer iyi uygulamalar hayata geçirildiği takdirde okunaklılık için özel testlere ihtiyaç duyulmaz. Ancak rutin bir kullanıcı testinde, kullanıcıların hangi noktalarda monitöre yaklaşma ihtiyacı duyduğuna ya da — mırıldanma gibi bile olsa — “burayı okumak zor” gibi bir geribildirimde bulunduğuna dikkat etmek gerekir. Bu gibi durumlar sıkça gözlemleniyorsa, okunaklılığı da özel olarak test etmekte fayda var.

Okunaklılığı test etmenin en temel yolu, bir grup katılımcının basit bir metin için okuma hızını dakika başına kelime cinsinden ölçmektir. İnsanlar farklı okuma hızlarına sahip olduğu için, bir metnin farklı kullanıcılar tarafından okunma hızını bu şekilde ölçmek, aynı katılımcılar birden fazla metni test ettiğinde alınacak sonuçlara referans oluşturması açısından önemlidir.

Kullanıcılar metni, bir referans tasarıma kıyasla, test edilen tasarım üzerinde — en az — %20 daha yavaş okuyorsa; teste tabi tasarımın okunaklılık düzeyinin düşük olduğu kabul edilir.

Bir örnek olarak; Nielsen Norman Group tarafından 2010 yılında gerçekleştirilen, iPad, Kindle ve basılı kitaplarda okuma hızlarını karşılaştıran testi inceleyebilirsiniz.

Okunabilirlik (Readability):

Okunabilirlik, bir içerikte kelimelerin ve cümle yapılarının karmaşıklığını ölçer. Bu metriğin arkasındaki varsayım, karmaşık cümlelerin basit olanlara kıyasla ayrıştırılması ve okunmasının daha zor olmasıdır. Genellikle, bir metni kolaylıkla okumak için gereken okuma düzeyi olarak ifade edilir ve örgün eğitim yılları ile belirtilir. Örneğin; 12. sınıf okuma düzeyi, lise diplomasına sahip birinin zorlanmadan okuyabileceği bir metnin okunabilirlik düzeyidir.

Okunabilirlik ilkelerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Sade ve anlaşılır kelimeler kullanın: Süslü kelimeler ve uydurma terimlerden uzak durulmalı.

2. Kısa cümleler kurun: Karmaşık cümle yapılarından; — özellikle — bol bağlaçlı, pek çok yan cümlecikten oluşan bileşik cümlelerden kaçınılmalı.

3. Genellikle etken çatı ile yazın: Edilgen çatı, (tıpkı bu yazıda, ilkeleri açıklayan cümlelerde kullanıldığı gibi) anahtar kelimeler önceden veriliyorsa tercih edilmeli.

4. Geniş bir hedef kitle söz konusu ise; 8. sınıf okuma düzeyine göre yazılmalı.

5. Eğitimli veya uzmanlaşmış bir B2B kitlesi söz konusu ise; yine de okuma düzeyi hedef kitlenin örgün eğitim seviyesinin altında belirlenmeli. Örneğin; 12. sınıf okuma düzeyi, genellikle, üniversite mezunu insanlara hitap ederken tercih edilmeli.

6. Herhangi bir okuma düzeyine hitaben yazmanın, şu an o düzeyde örgün öğretim gören öğrenciler için yazmaktan farklı bir şey olduğunu unutmayın: Çocukları ya da gençleri hedefleyen tasarım yönergeleri ayrıca ele alınmalı ve yetişkin kullanıcıları hedefleyen bir anaakım web sitesi için okunabilirlik konusunun farklı ilkeleri olduğu unutulmamalı.

— Okunabilirlik nasıl test edilir?

Okunabilirlik testleri genellikle bilgisayar desteklidir. Web’de de birçok çevrimiçi okunabilirlik-ölçer bulabilirsiniz. Microsoft Word 2013’te, İngilizce metinler için yaygın bir okunabilirlik ölçeği olan Flesch-Kincaid formülü yerleşik olarak bulunur.

Okunabilirlik çalışmalarının akademik düzeyde geçmişi 1920’lere kadar uzansa da, Türkçe metinler için ilk ciddi okunabilirlik formülü geliştirme çalışması*, 1997 yılında Doç.Dr. Ender Ateşman tarafından gerçekleştirilmiştir. Ateşman bu çalışmasında Flesch-Kincaid formülünü Türkçeye uyarlamıştır.

Okunabilirlik formüllerinin hepsi esas olarak kelimelerin ve cümlelerin uzunluğuna odaklanır. Her dilde uzun sözcükler kısa sözcüklere göre daha az olsa da, cümleler uzadıkça okur tarafından ayrıştırılmaları zorlaşır. Dolayısıyla bu tür metrikler okunabilir metin oluştururken anahtar görevindedir.

Okuma düzeyini eğitim yıllarına göre ifade etmek de yalnızca bir yaklaşımdır. 12. sınıf okuma düzeyinin lise diplomasına karşılık geldiğini söylemek, bir lise mezununun kendi düzeyindeki tüm konuları incelediğini ve bunlara hakim olduğunu varsayar. Ancak pek çok kişinin kötü okuma becerilerine rağmen lise mezuniyetine sahip olduğu da bilinen bir gerçektir.

Anlama (Comprehension):

Anlama, bir kullanıcının bir metnin amaçlanan anlamını anlayıp anlayamayacağını ve metinden doğru sonuçları çıkarıp çıkaramayacağını ölçer. Eğitim amaçlı veya eylem odaklı içeriklerde, kullanıcıların metni okuduktan sonra istenen işlemleri gerçekleştirebilmesi beklenir.

Anlama şu temel ilkelere bağlıdır:

1. Kullanıcı odaklı bir dil kullanın: Hedef kitlenin aşina olduğu terimler anlamayı kolaylaştırır.

2. Özel bir hedef kitleniz varsa bu kitleye uygun terminoloji kullanın — örneğin; B2B ya da bilimsel konular. Ancak bu durumun, daha geniş bir hedef kitle için okunabilirliği ve anlamayı zorlaştıracağının farkında olunmalı.

3. Ters piramit (inverted-pyramid) yazım stilini kullanın: Metne, bir sonuç cümlesi ya da ana fikre dair bir özet cümle ile başlamakta fayda var. İnsanlar bir metnin temel argümanını biliyorsa, yan fikirlerle daha rahat bağlantı kurar.

4. Temel argümanı kullanıcıların mevcut kavrama düzeyine göre konumlandırın: Okuma sürecinin yarattığı bilişsel yükü azaltmak, kullanıcıların bir konuyu — bir bölümden diğerine — hatırlama ihtiyacını azaltır.

5. Görsel ve/veya grafik kullanın: Görsel öğeler bazı şeyleri çoğu kelimeden daha iyi açıklar.

6. Özet geçin: Az ve öz metin, kullanıcıları, bahsedilen şeyi anlamak için daha dikkatli okumaya yönlendirir.

7. Mobil kullanıcılar için daha kısa ve daha basit yazın: Mobil kullanıcılar, küçük ekranda metnin daha az kısmını görebildiği ve biraz önce okuduğu şeye hızlıca geri dönemediği için, sunulan içeriği anlamakta biraz daha zorlanır.

— Anlama nasıl test edilir?

Web içeriğini anlama testinin ilk adımı standart kullanıcı testidir. İnsanların okudukları metinden doğru sonucu çıkarıp çıkarmadıklarını anlamanın tek yolu, sitede gerçekçi görevler yürütmelerini sağlayarak karşılaştıkları bilgileri nasıl yorumladıklarını gözlemlemektir. Katılımcılar test görevlerini yerine getirdikten sonra — basit hafıza testlerinden kullanıcıların metinleri ne derece anladığını sorgulayan daha karmaşık sınavlara — çeşitli uygulamalarla, anlama düzeyi derinlemesine ölçülebilir.

Ayrıca, özellikle önemli olan ya da kullanıcı testlerinde sorun yaratan içerik parçaları için bir çıkartmalı test (cloze test) yapılabilir. Bu test, sorunlu içerik yeniden yazıldıktan sonra tekrar edilerek metnin yeterince geliştirilip geliştirilmediğini de anlamayı sağlar.

İçerik kullanılabilirliği için daha fazlası…

Yukarıda özetlenen 3 kategori iyi bir web içeriği oluşturmak için tartışmasız gerekli olsa da yeterli değil. Bir içeriğin okunaklı, okunabilir ve anlaşılır olması kullanıcılar tarafından okunacağı anlamına gelmiyor. Araştırmalar, ortalama web sayfası ziyaretlerinde kullanıcıların kelimelerin yalnızca %28’ini okuduğunu gösteriyor. Yani, enformasyonun derya olduğu web’de insanlar — genellikle — okumak yerine taramayı tercih ediyor.

Bununla birlikte, kullanıcılar eğer bir içerik gerçekten ilgilerini çekiyorsa onu okumak için zaman ayırıyor. Dolayısıyla, temel hareket noktası, kullanıcı bir sayfayı terk etmeden — ki bu genellikle ansızın olur — ona ilgisini çekecek içeriği sunmak olmalı. Başlıklar ilk iletişim için özellikle önemli olsa da ilk birkaç kelime tarama eğiliminde olan kullanıcı için çok daha etkilidir. Bu nedenle okunaklılık, okunabilirlik ve anlama kategorilerinin dışında şu konulara da dikkat edilmeli:

  • Kullanıcıların web sayfalarını nasıl okuduğunu dikkate alarak yazın: Anlaşılır ve sade başlıklarla taranabilir bir sayfa düzeni oluşturun.
  • Öne çıkarmak istediğiniz şeyler yerine kullanıcıların ilgisini çekecek bilgiye odaklanın.
  • Sayfanın en üstünde, içeriğinizin kullanıcılar için gerçekten ilginç ve faydalı olduğunu ifade eden bir iletişim kurun.

Nasıl ki bir web sitesinin görsel tasarımı ilgili şirketin çevrimiçi görünüşü ise, sitede yer alan metin içerikler de o şirketin çevrimiçi sesidir. Ürün ya da servis ne olursa olsun, iyi içeriğin internet üzerinden kurulan iletişimin can damarı olduğunu unutmayın.

Referanslar:


*Doç.Dr.Ender Ateşman’ın “Türkçede Okunabilirliğin Ölçülmesi” başlıklı çalışması, Ankara Üniversitesi Dil Dergisi’nin 58. sayısında yayımlanmıştır.


 

Tuba Çakır

Content Manager

'84 Giresun doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Felsefe yüksek lisans tez aşamasında. Ocak 2017'den bu yana SHERPA'da.

3