Blogu Medium’a taşımalı mı taşımamalı mı?

Kişisel ve kurumsal dijital yayıncılıkta bir Medium rüzgarı esiyor ki sormayın… SHERPA Blog gibi WordPress kurulum üzerinde koşan blogların ve web sitelerinin sayısı 75 milyon gibi “Yuh! O kadar da değildir herhalde!” diye yorumlanabilecek limitleri çoktan aşmış olsa da Medium’un yaratıcısı Ev Williams‘ın şahsına münhasır “yeni yayıncılık felsefesi” ile hızlı bir çıkış yapan Medium bizlere, yerinden kımıldaması imkansız gibi gözüken blogların dahi teker teker WordPress’ten Medium’a kayışlarına şahit olduğumuz bir dönemi yaşatıyor. Peki Medium’un bu cazibesi nereden geliyor?

2012’de Medium lanse edildiği zaman, öncelikle kişisel bir hesap açıp “Ne oluyor burada?” diye bakmaya başlamıştım. Akabinde de SHERPA Blog’daki yazılarımızı Medium’dan okumak isteyenler olur diye açtığımız SHERPA Notebook ile platformu aktif bir şekilde kullanma kararı almıştık. Sonra SHERPA’nın web sitesindeki Haberler bölümü için de Medium’da bir SHERPA profili yaratmak ve haberleri Türkçe ve İngilizce içerikle artık sadece Medium üzerinden duyurmak gibi radikal bir adım atmıştık. Şimdi dönüp baktığımda, tüm bu merak ve onun tetiklediği iteratif Medium penetrasyonunun arkasında basit bir motivasyon olduğunu görüyorum: Medium’da yazmak da okumak da daha güzel.

Medium mu, yoksa self-hosted blog mu?

Bir dönem neredeyse attıkları her adımı taparcasına takip ettiğimiz Basecamp tayfasından kurucu ortak David Heinemeir Hansson‘un Medium’daki şu yazısında, 1999’dan bugüne, topluluk yönetimi konusunda üzerine tez yazılabilecek kadar güzel ve ince ince işlenmiş Signal vs Noise bloglarını Medium’a taşıyacaklarını okuduğumda “Oooo! İşte bu çok önemli bir gelişme” diye düşünmüştüm. DHH ilgili yazıda bu kararlarını 4 ana rasyonel üzerine oturttuklarını aktarıyordu:

  1. Medium’daki içerik yaratımı ve format atama deneyiminin fena halde cezbedeci olması (Dikkatinizi çekmek isterim: bunu yazan adam Basecamp’in yaratıcılardan biri.)
  2. Medium’un kısa sürede yaratmayı başardığı okur / yazar kitlesinin, Signal v. Noise’unkinden bile daha etkileyici bir içerik tüketim ve yayılım gücüne sahip olması
  3. Side-project & Main Product dilemmasına çare bulamamak. (DHH dilemmayı, Basecamp gibi güçlü ve talepkar bir ürünü yönetirken, “İstediğimiz kadar iyi yazılım geliştirelim, blog için yapmak istediklerimiz önceliklendirme listemizde -normal olarak- hep Basecamp’in işlerinin altına atıyorduk. Neden tıkır tıkır işleyen ve biz bir şey yapmasak da kendini iyileştirmeye devam eden bir sisteme taşınmayalım diye düşündük” şeklinde yorumluyordu.)
  4. Medium’un yaratıcılarının “yayıncıların dertlerini iyi bilen ve onları hesaba katarak ürün geliştiren” bir takım kurmuş olmaları (Blogunu Medium’a taşıyacaklara sunulan custom domain kullanım hakkı veya günü gelir de Medium’dan başka bi yere taşınmak isterseniz ölmeyecek permalinkler gibi.)

Bu karşılaştırmanın kazanan tarafı olmayacağı aşikar lakin, ne kadar farklı perspektifi analiz edersek, alternatiflerin yetkinlikleri ve tercih edilirlik nedenselliği üzerinde o kadar doğru bilgi edinebiliriz diye düşünerek, birkaç alıntı daha yaparak devam ediyorum.

The Next Web yazarlarından Owen Williams 2015’in son aylarında yayınladığı, “Neden tüm kişisel blog içeriklerimi Medium’a taşıyorum?” isimli yazısındaki girizgahı, Medium’a geçişi öncesinde yayıncılık platformu olarak WordPress, Svbtle ve Squarespace kullandığını, bir dönem Jekyll-based kurulumunu bile denediğini söyleyerek yapıyor. Bir süre Medium içerisinde -aynen bizim SHERPA Blog’da yaptığımız gibi- serbest denemeler gerçekleştirdiğinin ancak deneyimlediği hiçbir özelliğin “kendi blogunu yönetmek”le aynı terazide tartılamayacağı kanısını değiştirememiş olduğunun altını çiziyor. Ancak Medium’da ürettiğin içeriğin, “tüketim-yayılım-etkileşim paternleri”nin sonuçlarını gözlemleye devam ettikçe Medium’un aslında sadece havalı bir içerik editöründen çok daha fazlası olabileceğini düşünmeye başladığını belirtiyor.

Owen'ın Medium'daki ilk 12 saati
Owen’ın Medium’daki ilk 12 saati

Owen kendisi için temel karar verici etkenin Medium’un içerik tüketimi odağında yarattığı network efekti olduğu kadar, bloglardaki etkileşim ve takip kurgularında kullanılan “E-bültene abone ol” ya da “RSS’e kayıt ol” gibi özelliklerin Medium’a sadece küçük ve sempatik bir kalp ikonuna tıklamak kadar basit bir çözümle altın tepside sunulması olduğunu düşünüyor.

medium-engagement-bar

Medium API‘sinin nasıl da yazılım geliştirici dostu olduğu ve Medium’un her geçen gün içerik üretim deneyimini daha da kolaylaştırıcı ve zenginleştirici yeni özellikleri nasıl da ardına ardına yayına almasını da bir hayli ağız sulandırıcı bir şekilde özetleyip, neyi var neyi yoksa Medium’a taşımaya karar verdiğini aktarıyor.

Quara’da yer alan aynı minvaldeki başlıkta ise pat durumu mevcut. Bir grup Medium’un güçlü network’ünü ve kullanıcı deneyimi överken, bir grup self-hosted bloglarda kural koyucunun blogun sahibi olmasından dem vuruyor. Özetle Quora’da kazanan yok gibi gözüküyor. Yine de Medium’da yayınlayacağınız içerikle ilgili kullanım şartları hakkındaki nihai fikrinizi oluşturmadan önce, platformun artı ve eksisine vakıf olabilmek adına Medium’un Terms & Conditions belgesini okumanızı mutlaka öneririm.

Peki tamamen Medium karşıtı olanlar yok mu? Tabi ki var. Kenneth Reiz 2013’te yazdığı şu “Neden Medium’u terk ediyorum?” yazısında, henüz Medium bugünkü yetkinliklerine ulaşamamışken, büyük oranda self-hosted blogunda yapabildiği ancak Medium’da -o dönemde yapamadıkları- sebebiyle Medium’un doğru bir tercih olmadığını savunurken, Fırat Demirel’in Twitter üzerinde açtığı şu ankette WordPressSpor Mediumcuları fena halde dövmüş gözüküyor.

Fırat’ın (yukarıdaki anketi de içeren) değerlendirme yazısına buradan erişebilirsiniz.

Mentionları takip ederken gözüme çarpan şu yazıda Mert Bulan, Medium’un, platform üzerinde yayınlanmış olan içerikler üzerindeki kontrolünü ön planda tutarak self-hosted blogların daha doğru bir karar olacağını vurguluyor. Hacker News’ta da bu konuda, hararetli tartışmaların cereyan ettiği şöyle başlıklar var. Benim en garibime giden ise Medium karşıtı olanların bir çoğunun “Neden Medium’da yazmıyorum?” yazılarını Medium’dan yayınlamaları oldu.

Keşke dijital yayıncılık platformlarının karşılaştırma tablosu olsaydı…

Var. Olmaz mı? Hatta aşağıdaki vb karşılaştırma tablolarından o kadar fazla sayıda var ki benim gibi sizler de alayını okumaya ve bir sonuç çıkartmaya çalışırsanız, (bana güvenin) bir süre sonra hepsi sizin için de birbirinin aynısı gibi gelmeye başlayacak ve sonunda “Ehhh!” demek zorunda kalacaksınız.

http://startbloggingonline.com/blog-platform-comparison-chart/

An be an, tüm bu platformların güncel sürümlerini, yeni eklenen / devreden çıkartılan özelliklerini ve fiyat politikalarını takip etseniz dahi hiçbir zaman “en güncel bilgi”ye sahip olamayacağınıza bahse girerim. Zira inanın bana biraz uğraştıktan sonra kaçınılmaz bir sonla, “Ben neden bu işe bu kadar çok zaman harcıyorum? Geçen sürede yazı yazmış olsaydım, şu ana kadar en az X adet blog post dağıtıma hazır olacaktı.” noktasına varacaksınız. İşte yazımı bağlayacağım sonuç, çıkış noktasını tam da buradan alıyor.

Peki siz neden yazıyorsunuz?

Bireysel ve kurumsal, eğer reklam üzerinden yürüyen gelir modeliyle devam eden bir yayıncılık hayatının içerisindeyseniz, bence sizin için Medium’a geçiş, şu anda çok riskli. Her ne kadar Medium geçtiğimiz aylarda Medium Gelir Modelleri üzerine güzel havadisler vermiş olsa da WordPress vb. platformların sunduğu reklam yönetim modellerini şu anda Medium’dan beklemek pek rasyonel bir hareket olmayacaktır.

Self-hosted veya değil;

  • eğer kişisel bir blogunuz var ve düzenli olarak (haftada en az 1 yazı) içerik üretiyorsanız, hiç durmadan bir Medium hesabı açın ve Medium üzerinden eş zamanlı içerik sendikasyonunu başlatın. En kötü ihtimalle Medium size ekstra trafik yaratacaktır. (Sadece bununla kalmayacağına da bahse girebilirim.)
  • eğer markanızın dijital pazarlama iletişim stratejisi kapsamında bir ürün blogu yönetiyorsanız, yine hiç durmadan bir Medium açmanızı ve eş zaman içerik sendikasyonunu başlatmanızı önereceğim. Kurumunuzun BT politikaları sizin managed bir platform üzerinde resmi hesap açmanıza engel teşkil ediyorsa, Medium Terms & Conditions’ını yanınıza alın ve isyan çıkarın 🙂 Cepheyi yaramıyorsanız, “İyi de Facebook’ta da resmi marka sayfamız var. Orada da şöyle kurallar geçerli. Bu durum Medium’un kullanılabilmesi için örnek teşkil etmiyor mu?” diye boşluğa tekme atın 🙂

Eğer bugüne kadar hiçbir, managed veya self-hosted, platformda içerik üretmediyseniz, önce Medium’da ne oluyor, insanlar bu platformda neler yazıyor, birbirleriyle nasıl etkileşim kuruyor sorularına yanıt bulabileceğiniz Yusuf Yıldız’ın hazırladığı şu detaylı belgeye göz atın.

Ben Medium’u sevdim. Ne yapmalıyım?

İşte biz SHERPA Blog ekibi olarak bu aralar, tam da bu sularda yüzüyoruz. Medium bu sürecin sıkıntısız ilerlemesi adına şu adresten erişebileceğiniz bir Medium’a Geçiş Rehberi hazırlamış. Her geçen gün efsane blogların ve markaların topluluk iletişimi adına Medium’da resmi varlıklarını artırmaya başlamalarıyla, “geçiş” konusunda endişesi olanların zihinlerindeki gri bulutlar da hızlı bir şekilde dağılmaya başlayacak gibi gözüküyor. Açıkçası şu ana kadar okuduğum geçiş yazıları içerisindeki en etkileyici ve zihin açıcı olanı, efsane VC Mark Suster’in Medium’a geçiş hikayesini aktardığı şu yazı oldu.

Belki Blogger ve Twitter’ın da kurucuları arasında yer olan Ev Williams’ın Medium serüveni-çok az ihtimal versem de- 1-2 yıl sonra sona erecek… Belki ex-Wordpress Designer John O’Nolan‘ın, WordPress’i bırakıp hayata geçirdiği yeni yayıncılık platformu projesi Ghost Medium’u tahtından edecek… Belki de kim bilir, Facebook ya da Google Medium’un network gücünü kıskanıp, bol sıfırlı bir Osmanlı tokadıyla Medium’u sersemletip kendi içlerine dahil etmeye çalışacaklar. Açıkçası bizler o günleri görene kadar, Ev Williams’ın Medium’un hikayesini anlattığı şu yazıda tanımladığı “Fikirlerin birbirinden etkilenerek büyüdüğü” bu network’e öyle ya da böyle mutlaka bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

  • FiratDemirel

    Medium’un en iyi tarafı etkileşim ki okunma oranı aslında en çok önemsediğimiz şey. Fakat bizim gibi eskilerin WordPress’i hemen bırakamayacağı malum. Medium, yeni neslin ilk bloglama platformu olmaya aday gibi gözüküyor. Medium da iPhone gibi kısıtlı özellikler sunuyor ama basit ve güçlü bir platform.

    Facebook Notes’un yeni tasarımla üzerindeki ölü toprağını atıp atmayacağını da merakla bekliyorum.

    Dip not olarak kendi yazımı paylaşayım. 🙂 http://firatdemirel.com/wordpress-medium

    • Yakup Bayrak

      Sana %100 katılıyorum. WordPress ile kurulan bağ ile Medium’la kurulan arasında dev bir fark var. İşte tam da bu sebeple bence aslında ikisini aynı terazide tartmamak gerekiyor. Okuduğum tüm yazılardaki ortak payda Medium’un pürüzsüz ve yalın içerik üretimi ile WP karşısında teknik zaafiyetlerine odaklanıyor. Belirli bir süre daha dual kullanım yapmak ve Medium’un evrimini takip etmek en risksiz çözüm gibi duruyor. Bu post’u hazırlarken senin yazıyı da okumuştum. Şimdi bir edit ile yazının içerisine alıyorum 🙂

Bugün 0 makale daha okuyabilirsin. Sınırsız okumaya devam etmek için
Ücretsiz Kaydol

Bu içerik SHERPA Blog okurlarına özel.

Devamı ve daha fazlası için sadece okur girişi yapman yeterli.

Kullanıcı deneyimi (UX), tasarım ve teknoloji alanında bilgini pekiştir.

Kullanım koşullarını okudum ve kabul ediyorum.
Neden kaydolmalıyım?