Boşluğu tanımak ve yönetmek: Pazarlamacı kendi Frankenstein’ından nasıl kaçabilir?

Boşluğu tanımak ve yönetmek: Pazarlamacı kendi Frankenstein’ından nasıl kaçabilir? Pazarlamacı kendi Frankenstein'ından nasıl kaçabilir?

Bu yazıda Cannes Lions’un bende bıraktığı tortuyu, kültürün ve pazarlama iletişimi dünyasının bıraktığı tortuyla harmanlayarak bazı tespitler yapmak ve bazı işler üzerinden pazarlamacının kendi yarattığı canavarın kurbanı olmaktan nasıl kaçınabileceği üzerine bir iki kelam etmek istiyorum. Umarım bana anlamlı gelen bu kelamlar, başka birilerine de faydalı gelir…

Doğa gibi iletişim de boşluk tanımaz!

Bu aralar kafamı meşgul eden kavram “entropi”. Hem doğa bilimlerinde hem sosyal bilimlerde sıkça gördüğümüz bir olgu. Doğanın boşluk kabul etmemesi: “Doğa boşluk tanımaz/sevmez.” Kabaca şöyle tarif edilebilir sanıyorum; eğer tüm kuvvetler ya da çekim tek bir yöne doğru yoğunlaşır ve odaklanırsa bu başka yönlerin ve alanların boşalması demektir. Burada da doğa kanunu devreye girer ve başka bir kavram, olgu ya da gerçeklik o boşluğu doldurur. Termodinamikteki ısıların hareketi de böyledir, sosyal bilimlerdeki hareketler de…

“Boşa koyunca dolmuyor, doluya koyunca almıyor!”

Pazarlamacı ve iletişimciler olarak biz kavramların içini boşaltmanın ve dolu gözüken boşluk yaratmanın ustalarıyız. Bundan birkaç yıl önce kurumsal sosyal sorumluluk kavramını dilimize dolamıştık, yer gök sosyal sorumluluktu, sonra “brand purpose” (marka amacı) geldi. “Don lastiği” markaları bile “benim varoluş amacım ne?” diye düşünmeye ve marka amacını sorgulamaya başladı. Sonra veri odaklı yaratıcılık geldi, en beter istifçiden daha istifçi ama dijital istifçi olmanın eşiğindeyiz (datayı analiz etmesi gereken yazılımlar daha çok data üretiyor?). Terminolojiyi ve örnekleri çoğaltabiliriz.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta tekil örnekler ya da bu örneklerin yanlışlığı veya doğruluğundan ziyade, pazarlamacıların hücum ve huruç hali. Bu seneki Cannes Lions özelinde bu huruç halinin yarattığı entropinin nasıl ve ne şekilde doldurulmaya çalışıldığı…

Dolu işler yapmak mı? Listeleri doldurmak mı?

Bir kavram, pazarlama çevrelerinde çıktığı ve tuttuğu zaman, günümüzün medya ve etkileşim kuşatması altında bunalan pazarlamacı ve iletişimci hemen o kavrama can simidi bulmuş gibi sarılıyor. Tüm pusula o yöne çevriliyor, bütün sunumlarda o kavram yer alıyor, ama sonra bir bakıyorsunuz ertesi sene başka bir kavram çıkmış –işi kavram çıkartmak olan danışman sayısını azımsamayın- ve daha geçen sene üstüne dünyalar kurulan kavramımız çoktan tozlanmış.

Bu içerik ücretsiz!

Okumaya devam etmek ve SHERPA Blog okuru olmak için aşağıdakilerden birini seç. Her hafta yenileri eklenen yüzlerce içeriğe ücretsiz ve sınırsız eriş.
E-posta ile kaydol ya da giriş yap.

Benzer Yazılar

SENİN İÇİN ÖNERİYORUZ
Tasarım odaklı düşünme (design thinking) nedir ve neden bu kadar popüler?

Tasarım odaklı düşünme (design thinking) nedir ve neden bu kadar popüler?

Gizle
İLGİNİ ÇEKEBİLİR
Türkiye’deki tasarım toplulukları bölüm 1: UX’minimal ux-minimal-roportaji

Türkiye’deki tasarım toplulukları bölüm 1: UX’minimal

Gizle