E-Bülten listemize abone olun.

ABONE OL
Dilek Dayınlarlı ile Türk girişimlerini küreselleştirmek üzerine

Dilek Dayınlarlı ile Türk girişimlerini küreselleştirmek üzerine

“It’s a man’s world” (Bu dünya erkeklerin dünyası) şarkısını hepimiz biliyoruz. Bunu birçok endüstride pratikte görmek mümkün ve bilgi teknolojileri (IT) de bunlardan biri. IT sektöründe birçok şirket kurdum ve hiçbir zaman bir kadın yazılım geliştirici bulamadım. Neyse ki bu durum artık değişiyor. CoderDojo’ya yazılım geliştirmeyi öğrenmek amacıyla katılan kızların sayısı her geçen gün artıyor. Umudumuz var ve şanslıyız ki günümüzde Türkiye’deki venture capital (risk sermayesi) arenasında güçlü kadınlar var.

Stage-Co’yu 3 sene* önce eşimle beraber kurduğumuzda, ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla 212Ltd şirketiyle tanışmış ve Ali Karabey’le deniz kenarında buluşmuştuk. O zamanlarda boğaz kenarındaki mekanlara gitmeye bayılıyordum; benim için tamamen yeniydi ve Belçika, Gent’teki “grachten” ile bile kıyasalanamayacak kadar büyüleyiciydi. Hatırladığım kadarıyla, Türkiye’deki startup sahnesini anlamak amacıyla bir sürü soru sorduğum güzel bir sohbetti. Öğrenmiştim ki, 212Ltd’in iki ortağı daha vardı ve Dilek Dayınlarlı onlardan biriydi. Takip eden yıllarda kendisini daha yakından tanıma fırsatı buldum ve bu röportaj serisinin ikinci konuğu olmaktan çok mutlu oldu. Onunla yine boğazın kıyısında, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Startup Carnival etkinliğinde buluştuk.

SHERPA Blog her hafta e-postanızda. Ücretsiz abone olmak için tıklayın.

212Ltd’den önce yaptığı şeyler oldukça etkileyici; Amerika’da MBA, Amerika’da bir startup, Koç.net, Accenture, Groupon Türkiye; 34 yaşında genç bir anne için oldukça etkileyici bir liste. Evet, kendisi aynı zamanda bir anne. Amerika’dan duygusal sebeplerle geri dönmüş, kız kardeşini özlemesi ise bu sebeplerden biri. Bu, Türklerden sıkça duyduğum bir şey. Anavatan, aile ve arkadaşlar Türklerin tercihlerinde büyük bir öneme sahip. Kendisi artık 212Ltd’de yer almıyor ve kendi yolunu bir risk sermayedarı olarak çizmeyi seçti. Birçok startup’a mentorluk vermeye devam etmesinin yanı sıra, şirketleri Türkiye sınırlarının dışına çıkarmak konusuna da yoğun ilgisi var. Türkiye’nin, Amerika’nınki gibi bir yatırım sermayesi de, uluslararası etkisi de yok fakat inanıyor ki Türkiye’de iyi bir yetenek havuzu var ancak; Türkiye dışına çıkmak gerekiyor. Dilek Dayınlarlı’ya göre, Türkiye’de orta büyüklükte şirket sendromu var ve en büyük engel çok uluslu takımların eksikliği. Eğer takımınızda yabancılar yoksa, Türkiye dışında büyümeniz mümkün değil. Early adopter’ların (erken benimseyenler) eksikliği, startup’ların yerel pazarda hızlı büyümesini engelliyor. Dolayısıyla, hızlıca sınır dışına çıkmanız lazım. Tavsiyesi şu: Küreselleşmeden önce bir dünya vatandaşı olun. Dilek çok seyahat eden biri. Bu, insanın bakış açısını değiştiren bir şey ve doğal olarak İngilizce’yi akıcı konuşmak başarı potansiyelinizi artırıyor, hele bir de Dilek gibi uzun yıllar Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadıysanız.

Ona buradaki startup sahnesinin neden Londra ya da Berlin’deki gibi gelişmediğini sorduğumda, bilgi birikiminin ve iyi rol modellerin yetersizliğinden söz ediyor: “Burada çok fazla başarı hikayesi yok, dolayısıyla tekrar startup ortamına dönen ve gelişmeyi hızlandıran bir bilgi birikimi söz konusu değil.” Stockholm bu konuda iyi bir örnek; unicorn’larla dolu bir caddesi var ve ayrıca Berlin ve Londra’yı takip ediyor. Türkiye’de de bazı büyük maceralar yaşadık. Artık devam etmeseler de yeni başarı hikayelerini mümkün kılan bir yetenek havuzunun oluşmasını sağladılar. 30 milyon dolarlık yatırımla Türkiye’nin ilk risk sermayelerinden olan 212Ltd ile birlikte çok sayıda startup’la görüşmüş ve bir VC olarak elbette çok talep almış. 1 milyon dolar yatırım için görüştüğü startup’larda gözlemlediği en büyük eksiğin doğru hikaye olduğunu söylüyor. Ticari vaka (business case) ne? Hedeflenen pazar ne? Temel bileşenler genellikle net değil. Takıma büyük önem veriyor ve deneyimli takımları tercih ediyor. Yönetsel yetkinliklerin eksikliği çoğu zaman gündeme geliyor ve Dayınlarlı, tam olarak bu kritik problemin çözümü için yeni bir proje üzerinde çalıştığından söz ediyor.

Bir Kauffman Fellow olarak ve Stanford’da konuşma yaparak sahnede sunum yapmayı öğrenmiş; “Kendinize güvenin ve hikayenizi ortaya koyun.” diyor. Güney Afrika’dan Singapur’a, birçok startup’a mentorluk veriyor. İlginçtir ki kendisini Türkiye’de, Amerika’da olduğuna göre daha iyi ve eşsiz hissediyor. Amerika’dayken korktuğunu ve tedirgin olduğunu belirtiyor. Kendisine startup’larla çalışırken erkekler ve kadınların nasıl farklılaştığını sorduğumda; Türkiye’de erkeklerin bu kadar testosteron güdümlü olduklarına dair bir sezgisinin olmadığını söylüyor. Kadınların beslemeye yönelik ve erkeklere göre daha az eleştirel bir yaklaşımları olduğunu gördüğünü belirtiyor. Buna katılıyorum fakat kişisel olarak, erkeklerin yönetim toplantılarında ve iş toplantılarında aşırı duygusal davrandıklarını bizzat görüyorum.

Stage-Co olarak organizasyonlar yapmayı çok seviyoruz ve itiraf etmeliyiz ki Dilek’i ne zaman bir konuşmacı ya da jüri üyesi olarak davet etsek, bize yardımcı olmak amacıyla hep hazırlıklı geldi. Ayrıca tecrübelerimizden biliyoruz ki kendisi tavsiyelerine ek olarak, risk sermayelerinin nasıl çalıştığına ve sürecin nasıl işlediğine dair dürüst ve açık bilgiler veriyor.

Türkiye’de risk sermayelerinin yetersizliği bir sır değil. Büyük oyuncularla kıyasladığımızda sadece bir avuç sınırlı kaynağımız var. Bugün sahip olduğumuz şey, sayısı hızla artan Melek Yatırımcı Ağları. En son BIC Angels’ın 2. raunduna katıldığımda, 40’ar üyesi olan 20 ağdan söz edildiğini duymuştum. Joachim her ay ortalama 20 talep aldıklarını ve darbe girişiminden sonra bu rakamın 12’ye düştüğünü söylüyordu. Berlin sadece bir şehir ve Berlin’de aktif 500 girişim var. Bu, tabloyu gözler önüne seriyor.

Dilek’e bu melek yatırım gücüyle ilgili ne düşündüğünü sordum. Bütün dürüstlüğüyle, buralardan pek iyi fırsatlar gelmediğini söyledi. Ona göre melekler de henüz öğrenme sürecinde. Yine de iyi bir lider melek yatırımcının eksikliğini hissettiğimizi belirtiyor. Hem bir yatırımcı olarak hem de startup ortamını içeriden iyileştirmeye çalışan biri olarak Ömer Erkmen’den söz ediyor ve bu konuda iyi bir örnek olarak Ömer Erkmen’den söz eden sadece kendisi değil. Takdir ettiği diğer iki isim ise Melih Ödemiş ve Simla Ozbay. Melekler işin erken safhalarında aktifler ancak; ticari vakayı ortaya çıkarmada ve odağı müşteri edinimi olarak belirlemede daha aktif olmalılar. Buna Invest&Involve (yatırım yap ve müdahil ol) diyebiliriz.

Bu noktada bilgi eksikliği konusu da gündeme geliyor. Meleklerin çoğu sermayesini e-ticaretten kazandı, bu nedenle tek yatırım yapmak istedikleri şey e-ticaret. Yatırımcıların bilgileri yerine duygularıyla yatırım yapma kararı verdiğine ve ödevlerini yapmadıklarına çok kez şahit olduğumu söylediğimde Dilek başını sallayarak beni onayladı. Melekler daha iyi ve daha büyük bir fırsat akışı oluşmasını mümkün kılabilir, hatta — Amerika’da gördüğümüz gibi — destek vermek amacıyla içeride kendi takımlarını oluşturabilirler. Melekler aynı zamanda daha küresel olmalı, Türkiye’nin dışından da bilgi edinmeli, uzmanlıklarını genişletmeli ve profesyonelleşmeli. Dilek, daha iyi anlamak amacıyla startup’lardaki müşterilerini arıyor. Bu, bugün çoğu melek yatırımcının yaptığı bir şey değil.

Özetleyecek olursak; kendisi için başarının ne olduğunu sorduğumda yanıtı su kadar berrak: Bir yatırımcı olarak uluslararası bir başarı hikayesine imza atmak. Mesajı ne kadar net olsa da, her zaman eğitimin ve doğru insanlarla bir arada olmanın önemini de vurguluyor. Bugüne dek 2000 startup’la bir araya gelmiş, dolayısıyla ekosistemin nabzını iyi tutuyor. Bunun sonucu olarak, patern’leri doğru tanıması sayesinde hızlı analiz edebiliyor ve isabetli aksiyonlar alabiliyor. Onun için öğrenmek hep önemli — ki bu onun tutumunu da güzel ifade ediyor. Konuşmayı seviyor fakat aynı zamanda iyi bir dinleyici. Bu çok kaliteli bir özellik.

*Bu röportajın İngilizce orijinali 7 Ekim 2016’da yayınlanmıştır.

*Ana görsel: redbull.com