Doğrulama önyargısı (confirmation bias) nedir ve kararlarımızı nasıl etkiler?

Doğrulama önyargısı (confirmation bias) nedir ve kararlarımızı nasıl etkiler?

Bunu kabul etmek bazıları için zor olsa da insan önyargılı bir hayvandır ve duygulara sahip olması nedeniyle yüzde 100 rasyonel olması neredeyse imkansızdır. Ortalama bir insansanız, — muhtemelen — inançlarınızın ve sahip olduğunuz bilgilerin, yıllara dayanan bir deneyim ve objektif analizin sonucu olduğuna inanmak istersiniz. Gerçek şu ki hepimiz doğrulama önyargısı (confirmation bias) olarak bilinen sinsi bir problemin etkisi altındayız. İnançlarımızın rasyonel, mantıksal ve objektif olduğunu düşünmek isteriz fakat inançlarımız aslında dikkatimizi inançlarımızı destekleyen fikirlere vermemizin bir sonucudur.

Doğrulama yanlılığı veya doğrulama önyargısı; herhangi bir konu hakkında araştırma yaparken, bir durumu değerlendirirken, karar alırken ve hatta geçmişte yaşanan bir olayı hatırlarken kişinin kendi isteklerini, fikirlerini ve inançlarını teyit eden bilgileri arama ve karşı görüşleri görmezden gelme eğiliminde olmasıdır. Herhangi bir fikrin artı ve eksi özelliklere sahip olduğunu göz önünde bulundursak bile, zihnimiz farkında olmadan inancımızı teyit eden bilgileri arar. Bu bilgiler sayesinde inandığımız fikirleri savunmak ve gerekçeler sunmak isteriz. Aynı konudaki farklı bir fikri kabul etmek ise genellikle çok zordur. Bunun nedeni, değişime karşı önyargılı oluşumuz ya da kolay bir şekilde değişmek istemememizdir.

David McRaney, doğrulama yanlılığının çevremizi algılama şeklimizi ve farkındalığımızı nasıl etkilediğini çok basit örneklerle şöyle açıklar: “Belirli bir model ve marka araba almayı düşündüğünüzde, aniden yolda çok sayıda aynı arabadan görmeye başlarsınız. Uzun soluklu bir ilişkiyi bitirdiğinizde, duyduğunuz her şarkı aşk hakkında yazılmış gibi gelir. Bir bebeğiniz olduğunda, her yerde bebekler görmeye başlarsınız. Doğrulama yanlılığı dünyayı sizin ilginiz, istekleriniz ve hissettikleriniz ile şekillendirilmiş bir filtre ile görür.”

Bu filtre, ilginize ve modunuza göre anlık olarak değişebilir ve bu önyargı — değişen inançlarımızı destekleme eğiliminde olduğu için — varolan tarafsız bilgiyi nasıl işlediğimizi de etkiler. Örneğin; ilişkiniz çok mutlu gittiğinde, partnerinizde hiçbir hata görmezsiniz ve her şey mükemmeldir. Hatta partnerinizin yaptığı birçok hatayı veya sahip olduğu kötü özellikleri görmezden gelirsiniz. İlişkiniz kötü gitmeye başladığında veya huysuzlaştığında ise tam tersi şekilde, bütün hataları ve daha önceden umurunuzda olmayan özellikleri sizi rahatsız etmeye başlar. Aslında aynı kişi ile birliktesinizdir ancak onun yaptığı şeyleri algılama şekliniz, nasıl hissettiğinize göre değişmektedir.

Doğrulama önyargısı hafızanızı da etkiler. Hatıralar ve olayları kendi fikirlerinize göre yorumlar ve hatta aşırı durumlarda değiştirebilirsiniz. Hastorf ve Cantril’in yürüttüğü, bilinen klasik bir deney bu durumu oldukça iyi bir şekilde açıklar. Princeton ve Dartmouth öğrencilerine, bu iki okul arasındaki maç izlettirilir. Maçın sonunda yapılan anket sonucunda ise, Princeton öğrencileri Dartmouth okulunun daha fazla faul yaptığını ve Dartmouth öğrencileri de Princeton okulunun daha fazla faul yaptığını hatırlamıştır. İki öğrenci grubu da aşırı tutucu olarak kendi okullarının daha iyi olduğuna inanmaktadır ve bu iki grubun sahip olduğu seçici algı ve hafıza, aynı olaya dahil olmalarına rağmen farklı gerçeklikler inşa etmelerine yol açmıştır. Bir gruba dahil veya üye olan insanlar, genellikle o gruba ait bakış açısı ve filtreye sahip olur ve bu çerçeve ile filtre, çevrelerini algılama şekillerini çarpıtır. Benzer şekilde, önyargıya sahip kişiler, kalıplaştırılan kişi veya kişilerin kalıplarının dışında kalan özelliklerini hatırlamama eğiliminde olur. Yani insanlar beklentileri ile çelişen bilgileri daha az dikkate alır. Aynı örneği düşündüğümüzde, iki okulun öğrencileri de karşı okulun yaptığı iyi hareketleri veya iyi oyunlarını dikkate almaz ve hatırlamazlar.

Kişisel ilgi ve çıkarlar söz konusu olduğunda ise değerlendirme, yargılama ve karar verme anlarında etkili olan doğrulama önyargısı, kişinin kendi inançlarına aşırı güvenmesi nedeniyle varolduğu için, karşıt bir görüşle karşılaştığında çok daha şiddetli bir hal alabilir ve bu durum korkunç sonuçlara sebep olabilir. Bu, şirketlerin yönetim ve işe alım pozisyonlarında, tıp alanında ve politikada sıkça görülmektedir. İnsanlar özellikle bu konularda önyargılı olduklarını düşünmezler. Çünkü beyinde meydana gelen şeylerin çoğu, beynin kendisine açık değildir ve bu nedenle insanlar, kendilerinin önyargılı olduğu zamanları yakalamakta becerikli değildir. Başka bir deyişle, insanlar diğer insanların kendilerini aldattığını ve önyargılı davrandığını fark ederler ancak; bunu fark eden kişiler, kendilerinin de insan olduğunu unuturlar. Princeton Üniversitesi araştırma ekibi, bir grup insana uzun bir önyargı listesi sunup içinden kendilerinin sahip olduğu ve ortalama bir insanın sahip olduğu önyargıları tahmin etmelerini istemiştir. Testin sonucunda, katılımcıların büyük çoğunluğunun, insanların büyük çoğunluğundan daha az önyargılı olduğunu iddia ettikleri ortaya çıkmıştır. 2001 yılında doktorlarla yapılan benzer bir araştırmaya göre ise, doktorlar meslektaşlarının yüzde 84’ünün ilaç şirketlerinden gelen hediyelerden etkilenip hastalara taraflı teşhis ve tedavi uygulayacağını düşünürken; sadece yüzde 16’sı kendilerinin benzer şekilde etkilenebileceğini düşünmüştür.

İnsanlar, belirli durumların ve kararların kendileri ve diğer insanlar üzerindeki etkilerini farklı değerlendirip abartma veya küçümseme eğiliminde olabiliyor. Bu nedenle, yargı ve karar mercilerinin tekil kişi üzerine kurulduğu sistemlerde ya da tarafsız değerlendirmeye dışarıdan müdahale edildiği durumlarda, insanlar karar alma anlarında, alacakları kararların etkileri konusunda önyargılarının tuzağına düşüp bu kararlardan etkilenen insanlar için kötü sonuçlar doğmasına neden oluyor. Öte yandan, diğer insanlar da bu kararların etkilerini değerlendirirken aynı şekilde abartma veya küçümseme eğilimi gösteriyor. Sonuç olarak, karar veren kişiler zannettiklerinden daha fazla önyargılı olsa da; yine de geriye kalanların onlar hakkında şüphelendiğinden daha az önyargılılar diyebiliriz.

Wason’ın yaptığı çalışma ise, insanlara yeni bir bilgi sunulduğunda bile içgüdüsel olarak kurdukları ilk önermeye bağlı kalarak bir hipotezi test etmeye optimal şekilde yaklaşmadığını göstermeyi amaçlıyor. Yukarıdaki videoda bu testin bir örneğini inceleyebilirsiniz. Bu deneyde insanlara, kuralı belirlenmiş bir sayı dizisi söylenmektedir. Önce bu kurala uyan başka bir sayı dizisi söylemeleri ve ardından, bu seri için belirlenmiş kuralı söylemeleri beklenmektedir. Testi yapan kişi ise belirtilen sayıların kurala uyup uymadığını ve ardından söyledikleri kuralın doğru olup olmadığını açıklamaktadır. Test için sayı serisi 2, 4, 6 olarak belirtilmiştir. Birçok insan 6, 8, 10 veya 8, 10, 12 gibi seriler önerip kuralın da ardışık çift sayılar olduğunu tahmin etmiştir. Seriler kurala uymaktadır fakat kural, ardışık çift sayılar değildir. İnsanlar gördükleri şablonlar hakkında hızlı yargılama yapıp hızlı bir hipotez kurmuşlardır. Fakat söyledikleri kuralın yanlış olduğu söylenmesine rağmen hipotezi çürütmeye çalışmak yerine kendi hipotezlerini doğrulayan başka seriler sunmaya devam etmişlerdir. Çok az insan kendi hipotezini çürütebilecek sayı serisi sunmayı denemiştir. Bilimsel metot bu nedenle önemlidir. Belirli bir konu hakkında bir teori oluşturulduğunda, o teoriyi çürütmek için çalışmalıyız çünkü ancak teori artık çürütülemediğinde gerçek bilgiye ulaşırız.

Kişisel olarak bu önyargının önüne geçmek için hayata yargılayarak değil merakla yaklaşmak önemli. Girdiğiniz her tartışmada kendinizin haklı olduğunu kanıtlamaya çalıştığınızda, doğrulama önyargısının tuzağına düşmüş olursunuz. Daha da kötüsü, sürekli doğru olmaya çalıştığınız için, hata yapma korkusu nedeniyle riskli problemlerden uzak durmanız ve/veya sorumluluğu başkasının üzerine atıp daha basit şeylere odaklanma eğiliminde olmanız kaçınılmazdır. Bu durumda, edineceğiniz hayat tecrübesi ve deneyim de sınırlı kalacaktır. Eğer probleme, hata yapmaktan korkmadan yaklaşır ve öncesi-sonrası hakkında düzgün bir ilişki kurarsanız, doğru bir tanıma ulaşarak kendinizi yeni içgörülere açmış olursunuz. Bununla birlikte, ortaya sunduğunuz veya üzerinde çalıştığınız şeyler hakkında insanlara kendi fikirleriniz konusunda diretmek yerine, onların farklı görüşlerini ve bakış açılarını anlamaya çalışmanız konu hakkındaki perspektifinizi düzeltmenize ve şekillendirmenize yardımcı olur. Hatta doğrulama önyargısından kaçmak için mutlaka size farklı yollar gösterebilen, verimli katkı sağlayabilen ve bazı durumlarda sizin için şeytanın avukatlığını yapabilecek, farklı görüşlere sahip insanlarla birlikte olmanız faydalı olacaktır. Başka bir deyişle; bir fikriniz varsa, o fikri çürütmek için çalışın ve düşündüğünüz şablonun dışında kalan özellikleri yakalamaya çalışın. Ancak o zaman kendinizi aldatmadan, nesnel doğruya ulaşırsınız ve merak ettiğiniz konu hakkında daha kapsamlı bilgiye erişirsiniz.

Toplum açısından değerlendirdiğimizde ise doktorlar, hakimler ve yöneticiler gibi; karar verme konumundaki kişiler düşündüğümüzden çok daha fazla gerçek bilgiye ulaşmak ister ama düşündüklerinden çok daha fazla şeyi de gözden kaçırmaktadırlar. Beynin kendisini kandırdığını görememe durumu engellenemediği için; önyargının önüne geçmenin en etkili yöntemi, onu üreten ve oluşturan durumlardan kaçınmak ve tarafsız değerlendirmeyi zorlaştıran dış etkileri engellemektir. Örneğin; doktorlar ilaç şirketlerinden gelen hediyeleri kabul etmediğinde ya da hakimler kendi yakınlarının bulunduğu davalara bakmadığında doğrulama önyargısı bir miktar engellenebilir.

Referanslar ve daha fazla okuma önerisi:

Bugün ilk makalen bizdendi.
Daha fazlası için SHERPA Blog okuru olmalısın.
Giriş Yap Ücretsiz kaydol
İLGİNİ ÇEKEBİLİR
Retention (Bağlılık): Yine bekleriz
Batuhan Ünal

Retention (Bağlılık): Yine bekleriz