Kullanıcı deneyiminin görünmeyen katmanı: Ses

Kullanıcı deneyiminin görünmeyen katmanı: Ses

Telefon çağrıları, mesaj bildirimleri, etkinlik hatırlatıcıları ve alarmlar derken dünyamız git gide daha gürültülü bir hal almaya başlamış olsa da, bilim kurgu filmlerinde tasvir edilen dünyanın vaktiyle hepimizi heyecanlandırdığı bir gerçek.

Peki, bugünkü yaşantımızla geçmişten beri bize sunulan hayaller ne kadar örtüşüyor? Ses, kullanıcı deneyiminde kendine nasıl bir yer buluyor?

“I never think of the future – it comes soon enough.”

― Albert Einstein

Gelin, öncelikle görsel ve işitsel arabirimlerin filmlerde nasıl tasvir edildiğini hatırlayalım:

2015 yılındayız ve kullandığımız cihazların ve arabirimlerin bu filmde tasvir edildiği gibi olduğunu söylemek pek mümkün değil. Windows 95’in Brian Eno tarafından bestelenen meşhur açılış sesinden akıllı telefonumuzun sürekli ertelediğimiz ve neredeyse duymaz hale geldiğimiz geri alarmlarına, işitsel geri bildirimler artık hayatımızın bir parçası. İnternetin ilk yıllarında gördüğümüz Geocities benzeri kişisel web sitelerini ve nihayet geride bırakmakta olduğumuz Flash çağını saymazsak, web deneyimi sırasında çok fazla ses duyduğumuz da söylenemez. Bunun elbette bazı nedenleri var.

Dijital etkileşim artık sadece evimizin sessiz ortamında kişisel bilgisayarımız ile değil, bir alışveriş merkezinde, bir uçakta hatta bazen bir dağın tepesindeyken mobil cihazlarımızla gerçekleşebiliyor. Web ve teknoloji kullanımının mobil cihazlar üzerinde gerçekleşmesi yaygınlaştıkça, ses artık sadece kullanıcının deneyiminin değil, çevredekilerin hayatlarının da bir parçası haline geldi. Dolayısıyla ses, geri bildirim amacıyla ya da kullanıcı deneyimini iyileştirmek amacıyla olsa da bir bağlam çerçevesinde değerlendirilmek durumunda.

Çevresel faktörler, sesin kullanıcı deneyiminde aldığı rolü zaman içinde sınırlandırmış olsa da, çevrede rahatsız olabilecek insanların olmadığı ve ses kullanımının elzem olduğu durumlar da yok değil elbette. Bir araç kullanarak seyahat ediyorken yol tarifini sesli olarak veren bir navigasyon cihazları bu durumlara verilebilecek en bilinen örneklerden biri.

Ses, günümüzde ağırlıklı olarak görme ve dokunma duyularına hitap eden bilgisayar-insan etkileşiminde geri bildirim sağlamak ve kullanıcı deneyimine katkıda bulunmak amacıyla kullanılıyor ama başlı başına 5 duyudan biri olan işitme duyusu bize bundan daha fazlasını sunuyor olmalı, değil mi?

Elektronik monologlardan işlevsel diyaloglara

Bilim kurgu olmaktan çıkıp günlük hayatımızda işlevsel hale gelen etkileşimler hiç yok da değil. Kullanıcı deneyiminin işitsel katmanı tek yönle yetinmeyip nihayet iki yönlü bir etkileşim sunmaya başladığından beri ses, artık sadece cihazlarımızın bize geri bildirimde bulunmasını değil, bizim de cihazlarımızla etkileşime geçebilmemizi sağlıyor.

“Hey Siri”, “Hi TV” ya da “Ok Glass!” gibi “uyandıran” komutları takiben önceden tanımlı bir dizi komutu seslendirerek, cihazlarımıza ellerimizi kullanmadan kumanda edebiliyoruz. Üstelik bu herkes için yeni bir etkileşim olanağı olduğu kadar, erişilebilirlik konusunda da yüksek potansiyel içeriyor. Sesli komutları algılayan yapılar, artık sadece cihazların içine gömülü olmak zorunda değil. Modern tarayıcılar artık çoğu cihazın varsayılan donanımı olan mikrofondan gelen sesleri algılayabiliyor. Üstelik bu sesleri anlamlı komutlara ve komut dizilerine dönüştürerek, bu iki yönlü deneyimi web ortamında mümkün kılmayı amaç edinmiş yazılımcılar da var. Annyang kütüphanesi sayesinde web sitenize ekleyebileceğiniz birkaç satır kodla siteniz işitsel komutlara uygun hale gelebiliyor. Bu komutları bütünsel bir kullanıcı deneyimi çerçevesinde değerlendirebilme işi ise kullanıcı deneyimi tasarımcılarına düşüyor.

Sesleri bir resim gibi çerçevelemek

Bize dijital deneyimler sunan ürünler her zaman bize ait olmak zorunda değil. Bize sunulan hizmetlerden faydalanmamızı sağlayan yerleşik cihazlar günlük hayatımızın birer parçası. Toplumsal kullanıma yönelik olarak dış mekanlara yerleştirilen bu dijital arabirimler çoğu zaman sadece kullanıcısına geri bildirim sağlıyor. Öyleyse işitsel geri bildirimleri sadece kullanıcıya yöneltmek yerine, çevredeki herkesle paylaşmak ne kadar doğru? Yani bu cihazlar için bir deneyim tasarlarken hem güvenlik sağlamak hem de dış çevreyi bu deneyimin dışında tutmak amacıyla sesi çerçeveleyebilir miyiz? Başka bir deyişle tasarladığımız deneyim hiçbir cihaz kullanmasa dahi kullanıcımızın kulağına fısıldayabilir mi?

Sesi yaymaya ek olarak, yaydığı sesin etrafına koni şeklinde ultrasonik birer duvar ören yönlü hoparlörler tam olarak bu amaca hizmet ediyor. Acouspade, Soundlazer ve Audio Spotlight gibi ürünler sesi belirli noktalara odaklayarak sınırlandırıyor ve işitsel deneyimi kullanıcısı için güvenli ve çevre için zararsız hale getiriyor.

Dijital deneyimleri mekansal deneyime dönüştürmek

Kullanıcı deneyimi tasarımı sürecinde bir mekansal deneyim oluşturabildiğimiz gibi, bir deneyimi mekanlaştırmak da mümkün. Görsel arabirimler hali hazırda birçok farklı unsuru ve lezzeti harmanlayarak kullanıcıları için mekansal bir algı oluşturuyor olabilir. Hatta 3D stereoskopi – 3 boyutlu gözlükler yardımıyla olsa da – algımıza yeni bir boyut katıyor olabilir. Ama görüntünün sınırı – bu algıyı manipüle etmeye yönelik 3 boyutlu sanal gerçeklik arabirimlerinde bile – her zaman görüntülüyü çerçeveleyen ekrandır. Oysa kullanıcı için mekan, kendi fiziksel varlığının etrafında olan herşeyi kapsıyor. Aniden başımızı çevirerek arkamıza bakmamızı sağlayacak kadar kuvvetli olan bu algı, iki kulağımızın ve beynimizin ortak çalışmasıyla ortaya çıkıyor.

İşitme duyusunu mekansal algı yaratabilecek şekilde kullanmamızı sağlayan “binaural” kayıt teknolojileri ve ses işleme yazılımları, işitsel öğeleri 3 boyutlu bir alan içerisinde konumlandırarak kullanıcı deneyiminde yeni bir katman açarak konum ve yönelim algısı yaratamıza yardımcı olabilir. Neden söz ettiğimi daha iyi anlamak için lütfen kulaklıklarınızı takın ve aşağıdaki videoyu gözlerinizi kapatarak izleyin.

Peki, işitsel deneyim ne kadar yararlı?

Kullanıcı deneyimi tasarımının tüm unsurları gibi ses de, doğru kullanıldığında hedeflediğiniz personalara doğru ve güzel bir deneyim sunmanızı sağlayabilir. İnternetin ilk yıllarında bir siteye girdiğimizde otomatik olarak çalmaya başlayan müzikler ve uyumsuz işitsel unsurlar, sesi ayarlama ya da tamamen kapama olanağı sunmayan tam ekran Flash sitelerle sabrımızı taşırmış olacak ki, bugün webde duyduğumuz seslerin büyük çoğunluğu onlien videolar ve müzik dinleme servislerinden kaynaklanıyor.

Adobe Creative Cloud aboneliklerinde öğrencilere ve öğretmenlere özel %60 indirim fırsatlarını kaçırmayın.

Cihazlarla ve dijital arabirimlerle etkileşime geçme konusunda sürekli yeni yaklaşımların ortaya çıkmasını hesaba katarak, gelin sesi kökten reddetmeyelim ve onu doğru kullanarak hak ettiği itibarı iade edelim.

Bugün ilk makalen bizdendi.
Daha fazlası için SHERPA Blog okuru olmalısın.
Giriş Yap Ücretsiz kaydol
SENİN İÇİN ÖNERİYORUZ
Deneyimsel kimlik mi? O da ne?
Berk Bayri

Deneyimsel kimlik mi? O da ne?