Sosyal medya yönetimi neden fena halde makarna pişirmeye benzer?

Sosyal medya yönetimi neden fena halde makarna pişirmeye benzer?

Günümüzde sosyal medya yönetimi, pazarlama, iletişim vb. alanlarda çalışan ya da çalışmaya hazırlanan herkesin sahip olması gereken nitelikler arasında, en ön sıralarda yer almaya başladı. Hem ajans hem de marka/kurum tarafında durum aynı. Genel beklenti bu yönde olunca “sosyal medya uzmanı” gibi tuhaf bir pozisyonun ortaya çıkması da kaçınılmaz oldu.

Ne var ki, sosyal medya yönetimi için gerekli beceri ve yeterliliklerin neler olduğu konusunda hâlen açık ve güvenilir ölçütlerimiz olduğunu söylemek zor. Bu açıdan bakıldığında, sosyal medya yönetmek fena halde makarna pişirmeye benziyor.

Bilindiği üzere, makarna, hemen herkesin pişirmeyi ilk öğrendiği, hatta öğrenmeye bile çalışmadığı yemektir. Zaten ilk bakışta, ortada öğrenecek bir şey de yoktur. “Suyu kaynat, makarnayı içine at, pişince suyunu süzdür, ye” şeklindeki süreç, öğrenci evlerinden, yeni evlilerin mutfaklarına, ailesi tatile gitmiş bekârlardan, kalabalık misafire hazırlıksız yakalanmış ev hanımlarına kadar herkesin imdadına yetişir.

Herkes makarna pişirebilir.

Benzer şekilde, herkes sosyal medya yönetimi de yapabilir. 30 yaş altı herkesin neredeyse içine doğmuş olduğu sosyal medya dönemi, zaten bu beceriyi otomatikman kazandırmadı mı? Facebook sayfası açıp, Twitter, Instagram hesaplarını oluşturup bunlara günde 2 – 3 post – ama görseli güzel olsun! –  atmak neden özel bir beceri gerektirsin ki?

Makarnayla ilgili bir diğer gerçek, hemen herkesin makarnayı sevmesidir. Sade, yoğurtlu, kıymalı, ketçaplı, pestolu  – veya gastronomik zevkiniz biraz gelişmişse –  kremalı ya da sebzeli özel soslarla lezzetlendirilen makarnayı kim sevmez ki? Bu aynı zamanda makarnayı pişiren kişiye büyük bir rahatlık ve güven verir.

Herkes makarna sever.

Yine benzer şekilde, herkes sosyal medyayı da sever. Artık annesi Facebook’ta olmayan ya da telefonu olup da Instagram’da takipçi kasmayan kaldı mı? Ve işin iyisi, insanların ne sevdiğini de biliyoruz. Veciz sözler, kediler, bebekler, şaşırtıcı/eğlenceli içerikler, bol efektli çarpıcı görseller, komikli videolar vs. vs.

Peki kullanıcıya nasıl bir deneyim yaşattığımızı, daha doğrusu yaşatmamız gerektiğini düşünüyor muyuz?

Makarnayı pişirirken içme suyu mu, klorlu ve demir tadına sahip musluk suyu mu kullanmalı? Suya yağ koymalı mı yoksa sadece tuz yeterli mi? Pişme süresi 6 – 8 dakika mı olacak yoksa 12 – 14 mü? Seçtiğimiz makarnanın şekli hazırlayacağımız sosa uygun mu? Ya sos tercihini neye göre yapacağız? Beyaz sosla kırmızı sos seçimine göre şarap eşleştirmesi yapacak mıyız?

Peki hiç evde taze makarna hazırlamayı düşündünüz mü? Yok daha neler mi…

Çoğumuz için iş pişirmeye geldiğinde bu sorular son derece gereksiz, alt tarafı makarna söz konusu olduğunda gastronomik şımarıklıklardır. Ama, iş yemeğe geldiğinde tatsız tuzsuz, yal gibi bir makarnayla, yukarıdaki ayrıntılar düşünülerek pişirilmiş nefis bir makarna arasındaki farkı hemen anlarız.

Emin olunuz, kullanıcı da sosyal medyada önüne sürülen çok pişmiş, tuzsuz, yalap şap bir sos ve yanında gazlı içecekle servis edilen makarnalardan hiç memnun değil. Milyonluk hesaplarda 30 – 40 like alamayışımız ve günün sonunda sosyal medya üstünden nasıl bir iş sonucu ve kullanıcı deneyimi yarattığımız sorusuna cevap veremeyişimiz bundan.

Girişimciler Ciz.io kanvasları ile fikirlerini kolayca anlaşılır iş fikirlerine dönüştürüyor ve başkalarıyla paylaşıyor. Ücretsiz kayıt olmak için tıklayın.

Eğer, bir anda evini basan 10 arkadaşını doyurmak zorunda kalan bir öğrenciyseniz, makarnayı nasıl yaptığınızın bir önemi yoktur. Ne de olsa, misafir umduğunu değil bulduğunu yer. Ama, insanların ilgisini, beğenisini ve duruma göre parasını talep ediyorsanız, sunduğunuz makarnanın her yönüyle özenilmiş, tüketicinin beklenti ve zevkine uygun ve her zaman aynı kalitede olmasını sağlamak zorundasınız.

Bugün ilk makalen bizdendi.

Daha fazlası için SHERPA Blog okuru olmalısın.
Giriş Yap Ücretsiz kaydol

Benzer Yazılar

Gizle