Start-up gerçekleri: Kısıtlar yaratıcılığı körükler mi?

Start-up gerçekleri: Kısıtlar yaratıcılığı körükler mi?

En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: Evet! Start-up’ınızı yürütmeye çalışırken karşınıza çıkıp duran ve o nefret ettiğiniz kısıtlar yaratıcılığınızı ateşler. Hatta biraz daha ileri gidelim; işin başında peşin peşin sahip olunan finansal güç ve kırmızı halı gibi öne serilen sonsuz kaynaklar, tam tersi etkiyle inovasyonun önünü bile keser.

İnovasyon konusu, özellikle de girişimcilik dünyasında, biraz kafa karıştırıcı bir mesele. Her yeni gün, bir başka şirket, zorlu problemlere inovatif çözümler bulabilmek için etrafa para saçıyor. Fakat maalesef, devasa bütçeler ve kalabalık ekipler her zaman en güçlü çözümleri ortaya koyamıyor. Hatta çoğu zaman tam tersi durumlara şahit oluyoruz: Küçük ekipler kısıtlı kaynaklarla daha ilham verici, daha etkili ürünler geliştirebiliyor.

Aslında, daha işin başında peşin peşin sahip olunan finansal güç ve kırmızı halı gibi öne serilen sonsuz kaynaklar, inovasyonun önünü bile kesebiliyor. Bu durum, çoğu zaman girişimlerde gereksiz bir özgüven patlamasına yol açabileceği gibi, gerçekçi olmayan üretim zamanlamaları ve yanlış yönlendirilen ürün geliştirme kararlarıyla girişimi felaketin eşiğine sürükleyebiliyor.

Tamam kabul, her zaman senaryo bu kadar kötü değil. Ama parası olanın konuştuğu ekosistemde bu kötü örneklere o kadar sık rastlanıyor ve aksi gibi kuluçka merkezlerinde projelerini sessiz sedasız icra eden mini minnacık girişimler o kadar güzel yerlere geliyor ki ‘önemli olan nicelik değil nitelik’ diyebiliyoruz rahatlıkla. “Peki, bunun yaratıcılıkla, inovasyonla alakası ne?” diye sorabilirsiniz. Orada da bir miktar insan psikolojisi giriyor devreye. Az olan imkanlarla, benzerlerin arasından sıyrılma gayreti çoğu girişim için itici güç olabiliyor.

project-constraints

İşe başlarken, az ama öz!

Her hafta sonu, yeni bir girişim fikri bulup sonra o muhteşem fikri geliştireceğim diye detaylarda boğulanlardan mısınız? Belki de o kadar özelliği icat ettikten sonra “Fikir güzel ama para yok ki, ne yapalım?..” deyip vazgeçenlerdensiniz. Tahmin edeyim, Pazartesi olunca da paşa paşa Cuma günü bıraktığınız masa başı işinize geri dönüyorsunuz. Yalnız değilsiniz! Ama muhtemelen yanlış yoldasınız.

Rüştünü ispat etmiş girişimlerin çok basit bir fikre dayandığı ve kolay anlaşılır az özelliğe sahip olduğu dikkatinizi çekmiştir. İşe başlarken az ama öz başlamak bu yüzden gerekli.  Aylar süren sıkı çalışmanın ve  kişisel olarak ortaya koyulan 1 milyon doların sonucunda, çok yaratıcı, her ayrıntısı düşünülmüş bir oyun platformu kuran Geoff Wilson, kendisinden sonra pazara giren rakiplerine nasıl yenildiğini şöyle anlatıyor:

“Birbirinden yetenekli tasarımcı ve yazılımcılardan oluşan ekibimle, çocuklar için, hayal edebilecekleri onlarca mükemmel özelliği barındıran futbol temalı bir oyun inşaa ettik. Fakat gelin görün ki kimse o muhteşem özelliklerin yüzüne bile bakmadı. Rakiplerimiz ise daha yalın, daha az özelliğe sahip ve daha basit oyunlarıyla rekabette bizi ezdi geçti. Bu fiyasko sayesinde, yeni ürün geliştirirken yalın bir yaklaşım izlemenin başarının anahtarı olduğunu öğrendim.”

Benzer hikayelerin yakın tarihlerde Türk girişimlerin de başından geçtiğini biliyoruz. Operasyonel giderlerle cironun arasında ilk yıllarda bir açık olması pek tabii beklenebilir fakat o açık gittikçe bir uçuruma dönüşüyorsa, o zaman tehlike çanları çalıyor demektir. Bu gibi girişimlerin batış hikayesi bütçeye dayanıyor gibi görünse de aslında yukarıda verdiğim örnekten pek farkı yok – iş akışları karmaşıklaştıkça bir zamanların yalın olan fikri izini hızla kaybettiriyor.

Start-up gibi düşünmek

Yalın start-up yaklaşımı öğrenmeye dayalıdır. Start up’lar genelde tek bir fikri doğrulamaya odaklanırken, büyük şirketler – geliştirmeye değer olup olmadığına bakmadan – bitmiş bir ürünü piyasaya sürmek için çalışırlar. Oysa ürünü tamamlamak için at gözlükleri takıp var güçle çalışmak yerine, ürünü kullanması muhtemel kitlede gerçek kullanıcı testleri yapılarak fikrin özü doğrulanmaya çalışılsa, hem daha hızlı ilerlenir hem de ana fikirden uzaklaşılmadan ürün geliştirme yapılmış olur.

Bu yüzden proje planlarında iteratif yaklaşımların da benimsenmiş olması gerekiyor elbette. Tek seferde geliştirilen bol kaynaklı ve bir o kadar da riskli bir projedense, her bir faz sonunda biraz daha gelişen ve kullanıcı deneyimleriyle şekillenen bir projenin başarılı olması çok daha muhtemel.

 

Build-Measure-Learn

Bütçe meselesi…

Başlangıçta “Ah 1 milyon dolarım olsa, neler yapardım?” diye hayal etmek keyifli, evet. Ama gerçekler pek de öyle değil. Büyük holding şirketlerinden birinin, büyük yatırımlarla kurduğu bir grup satın alma şirketinin, başlarken gerçekten de 1 milyon dolar pazarlama bütçesi vardı da ne oldu? Problem çözmek uğruna fütursuzca harcanan paralar maalesef yaratıcı düşünmeye fırsat vermediği için, bir yerden sonra iş o bütçeyi tüketmeye odaklanmak haline geliyor, sonuç olarak girişim de bir adım ileri gidemiyor.

Bütçeyi belirli bir yol haritası dahilinde kısıtlı tutmak, ekibin yaratıcılığını öldürmekten ziyade o zaman zarfında gerçekten önemli olan özelliklere odaklanmasını sağlayacağı için aslında ürünün ya da servisin beta versiyonunun bir an önce piyasaya sürülmesine ön ayak olacaktır.

Probleme aşık olmak!

Girişimcilerin aklında vızır vızır fikir dönmesi çok anlaşılır bir durum. Aslında herkes bir noktada kabuğu kırmak, piyasada çığır açmak istiyor. Ama bu iş güzel bir fikir bulmaktan biraz daha fazlası. Çözecek bir problem bulmanız gerekiyor.

Bir pazar fırsatını tanımlamanın ötesinde, tek bir probleme odaklanmak ürününüzün kapsamını belirler. Bugün Yandex Navi, GPS’ten veri çeken klasik bir trafik aplikasyonu olmanın ötesinde, yolda olanların paylaşımlarıyla yolun kırmızı ya da yeşil olmasından çok daha değerli bir bilgi sunmayı başarıyor. Bunun sebebi ise, şoförlere deneyimlerini, yolda gördüklerini paylaşma fırsatı vererek çok basit bir problemi çözebilmesi.

Girişimciler Ciz.io kanvasları ile fikirlerini kolayca anlaşılır iş fikirlerine dönüştürüyor ve başkalarıyla paylaşıyor. Ücretsiz kayıt olmak için tıklayın.

SHERPA’da her başladığımız projede uzun ‘öncelikler’ listesini bir kenara koyup detaylı analiz çalışmalarına girişmemiz ve bu sayede belki de listenin dışında ama belirlenen tüm önceliklerden daha güçlü aşık olacağımız bir problem bulma gayretinde olmamız da bundan aslında.


İster bütçe, ister ekip isterse ürün bazında olsun, kısıt dediğimiz şey gerçek yaratıcılık için adeta bir başlangıç noktası. Kısıtlar, kimi zaman çözülecek bir problemi, kimi zaman kat edilecek bir yol haritasını ama her zaman başarının en yalın tanımını ortaya koymanızı sağlıyor. Bir sonraki projenizi tasarlarken büyük fikri geliştirme yolunda küçük düşünmenin sağlayacağı faydayı mutlaka göz önünde bulundurun.


Girişimciler için hazırladığımız serilere göz atmak ister misin?

Bugün ilk makalen bizdendi.
Daha fazlası için SHERPA Blog okuru olmalısın.
Giriş Yap Ücretsiz kaydol
KEŞFETMEYE DEVAM ET
Güven veren tasarım nasıl yaratılır?
Bora Kılıç

Güven veren tasarım nasıl yaratılır?